Ağustos 11, 2015 Genel Yorum yapılmamış

 BİR PARMAK BAL İLE VERİLEN DEĞER…

 AVUKATLAR VE EFENDİLERİ; SİSTEM…

 ÇÖZÜMSÜZLÜĞE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

 

BİR PARMAK BAL İLE VERİLEN DEĞER;

Reform kelime anlamı itibariyle “daha iyi duruma getirmek için yapılan değişiklik, iyileştirme ve düzeltme” anlamlarını içermektedir. İlk söylenişte anlaşılış tarzı olarak köklü değişiklikler şeklinde anlamakta mümkündür. Anlaşılan bu tanım çerçevesinde ve yapılacak olan bir reformun tekrar tekrar değiştirilmesinin hukuk koşullarında neredeyse çok az olduğu günümüzde Yargı alanında yapılmak istenen bu köklü değişikliklerde “Silahların eşitliği” ilkesinin benimsenmiş olduğu bu reform stratejisinde asıl unsur olan “Avukatlara” hak ettiği değer neden verilmemektedir? Gereken önem neden gösterilmemektedir? Sorularına cevap bulmak çokta zor olmasa gerek.

Devletin her türlü yaptığı işlem ve eylemlere karşı; gerek yasama, gerek yürütme gerekse de yargı alanında adeta denetim ve uyarma mekanizması olan ve hukuksuzlukları ortaya çıkarma göreviyle birlikte hakkın ortaya çıkmasını büyük bir inançla yerine getiren, arı kovanına çomak sokmakta bir an bile tereddüt etmeyen, gözünü budaktan sakınmayan avukatları, tabiri caizse her işe karışan biri olarak gören sistemin, kendi sistemi içinde ona değer vermesini beklemek mümkün olamaz.

Hukuk fakültelerinde aldığımız eğitimden her hukukçunun aklında kalan mizansenlerden biriside yargının üçlü sacayağından oluştuğu ve avukatında bu sacayaklarından biri olduğu; yani avukat olmazsa adaletin sağlanamayacağı söylemidir.

Bu duruma mizansen demenin doğru olduğunu mesleğin başında anlamak ben ve benim gibi bütün avukatları gerçek anlamda hayal kırıklığına uğratmıştır. Bize güç veren bu durumun gerçek olmadığını görmek meslek adına bizleri derin anlamda düşüncelere sevk etmektedir.

Zaten baştan beri toplumsal ve devlet bazında avukatın bir yere oturtulamaması karşısında, hazırlanan Yargı Reformu Stratejisi Taslağında bir başlık ve dört paragraf halinde avukat için bir şeyler yapılacak imajı vermeye çalışmak ağızlara çalınan bir parmak baldan daha fazla ileri gidememektedir.

AVUKATLAR VE EFENDİLERİ; SİSTEM…

Söz konusu reformda asıl bizleri hayrete düşüren bir durum ise avukat adına içi dolu şeylerden bahsedilmediği gibi şiddetle ve ısrarla meslektaşlarımızca karşı çıkılan, avukatlık mesleğinin itibarını zedeleyen ve hukuku alt üst eden “arabuluculuk” müessesinin hukuk literatürüne sokulmaya çalışılmasıdır. Bu ne yaman çelişkidir dememek neredeyse imkansızdır. Bir yandan içi doldurulamamış üç beş cümle ile avukatlar için bir şeyler yapmaya çalışmak, öbür yandan ise tamamen birbirine zıt iki kavramı aynı reform içinde örtüştürmeye çalışmak. Ağlayalım mı? Gülelim mi? Yoksa ağlanacak halimize gülelim mi? Bilemedik…

Her avukatın bildiği ve düstur edindiği ve çoğu hukukçunun da bildiği Molierac tarafından sarf edilmiş bir sözü tekrar paylaşmak istiyorum. “Görevimizi yaparken kimseye, ne müvekkile, ne hakime, hele ne iktidara tabiyiz. Bizim aşağımızdaki kişilerin varlığı iddiasında değiliz. Fakat hiçbir hiyerarşik üstte tanımıyoruz. En kıdemsizin en kıdemliden veya isim yapmış olandan farkı yoktur. Avukatlar tarih boyu köle kullanmadılar. Ama hiçbir zaman efendileri de olmadı…”

Molierac bugünleri görmüş olsaydı acaba bu sözü sarf edebilecek miydi?
İstisnaları tenzih ederek diyorum ki; Sadece bir yıl fazla ders çalışmayla hakim veya savcı olan kişiler daha dün beraber yan yana sıralarda oturdukları, beraber yiyip içtikleri “eski” arkadaşlarının artık efendileri olmadı mı bu ülkede?

Aynı fakültelerden mezun olmuş hukukçuların, avukat, hakim veya savcı olduktan sonra avukatlık mesleğini lüzumsuz görenler tarafından, meslektaşım kelimesini ağzına alamayacak kadar ayrı değil miyiz artık?

Bizler bir marangoz hatası yüzünden mi Hakimlere veya Savcılara aşağılardan bakmak zorunda bırakılıyoruz?

Artık avukatların efendileri var, artık avukatların tabi olmak zorunda oldukları iktidarları var, artık avukatların hiyerarşik üstleri var.

Özellikle genç avukatlar olmak üzere bütün avukatlar duruşmada savunma sırası geldiğinde veya savcılıkta bir dosya hakkında bilgi almak için iki kelime etmek istediğinde, neden lafları ağzına tıkanırcasına susturulmaya çalışılmaktadır? Böyle tavır gösterenlere karşı illaki ilgili kanunun ilgili maddesini belirtip; “Benim savunma hakkımı kısıtlayamazsınız.” diyerek laf dalaşına mı girmek gereklidir ki zaten bize verilmiş hakkımızı kavgayla almaya çalışalım?

Biz neden bu reformu eleştirmeyelim ki? Devletin ve iktidarın yenilik adı altında yapmaya çalıştığı bu strateji taslağında, avukata bakış açısını değiştirmeyi bırakın yer bile vermekten neredeyse imtina edecek zihniyetin, her ne kadar da bağımsız yargı diye ithaf edilse de maaşını devletten alan hakim ve savcıların düşüncesi ve bakış açısını etkilemeyeceği düşünülebilir mi?

Devletin aklı ve Devletin Yargısı karşısında avukatlar sahipsiz bırakılmıştır.
Sanmayalım ki Devletinde, Hakiminde, Savcınında bir gün avukata ihtiyacı olmayacaktır!

Ne kadar kötü bir durumdur ki bu strateji taslağını, avukattan üç beş kelime bahsettiği için eleştiriyoruz. Şöyle olmasın böyle olsun diyebileceğimiz diyerek takdirimizi göstereceğimiz bir anlatıma bile sahip değil. Gönül isterdi ki Avukatlık mesleğine ilişkin, avukatın isminin daha iyi yerlere getirilmesine yönelik çabaları içerir sayfalar dolusu düzenlemeler karşısında olumlu yönde eleştirebilelim.

Ama ne yazık ki durumun vehametinden etkilenipte sitem etmemek mümkün olmuyor.

ÇÖZÜMSÜZLÜĞE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ…

Eleştirdiğimiz bu taslakta avukatların eğitimi, savunmaya daha etkin katılmaları, delil toplayabilme yetkisi gibi birkaç kavramla avukatlık mesleğine kısır denecek düzeyde yer verilmesine karşın olarak, bir avukatın gözünden köklü değişiklikte neler olması gerektiğini görmek, anlamak ve uygulamak lazım.

Bu bağlamda hukuk fakültesinin bitirilmesinin ardından avukatlık mesleğini yapmaya karar vermiş hukukçular için sorun daha en başında başlamaktadır. Daha fakülteden yeni mezun olmuş teorik dünyadan uygulama dünyasına geçisin başlarında büyük hayallerle avukat olmaya yönelmiş hukukçuların, avukatlık stajına başladıkları anda pembe hayalleri kaybolup gitmektedir.

Ekonomik anlamda zaten öğrencilik döneminden zor zanaat çıkmış bir stajyere baromuza hoş geldin karşılaması şeklinde üstesinden borçla kalkabileceği ekonomik külfetler yüklenmektedir. Bu ekonomik külfetlerin üstüne stajyer avukatın herhangi bir şekilde sosyal güvencesi bulunmamaktadır. Ne kadar ilginçtir ki sosyal güvencesi olmaması gerekliliği kanunla hükme bağlanmıştır. Yani kanun koyucularda stajyer avukat hastalanamaz, kaza geçiremez, onu koruyan bir kalkanı vardır düşüncesi oluşmuş ki böyle bir güvenceye lüzum görmemişlerdir.

Stajyerlik döneminde sosyal güvence kalkanı olmayan avukatlara bu yasak kapsamında maaş karşılığı çalışma yasağı da getirilmiştir. Yani stajyer avukat; yemez, içmez, uyumaz ki başını sokacak bir yere ihtiyacı olsun, ayakları var otobüse binmez, güneş enerjisi ile hayatlarını idame ettirirler, hiç yoksa bile yirmi küsür yaşlarında olsalar dahi babalarından para isterler, ne olacak canım bunda ayıp bir durum yok ki düşüncesiyle, sanki; “Siz avukat olmak istediniz alın size ceza, dikenli ve mayınlı yollar, bu yollardan geçen kurtuluşa ulaşır.” denilmek istenerek, bir hukukçunun avukat olma arzusunu törpüleyecek adete bin bir türlü işkenceye maruz bırakılmaktadır.

Yapılması gereken acilen Avukatlık kanunun ilgili maddelerinin değiştirilerek gerekirse staj döneminin ilk altı ayındaki adliye stajında stajyerin devlet tarafından sosyal güvence altına alınması, ikinci altı ayda ise staj yaptığı avukatın yanında sosyal güvenceye alınması gerekmekle birlikte yine ilk altı ayda devlet tarafından veyahutta Barolar Birliği tarafından asgari düzeyde maaşa bağlanması, ikinci altı ayda ise yanında staj yaptığı avukat tarafından maaşa bağlanması gerekmektedir. Yanında staj yapılan avukatın böyle bir zorlamaya tabi tutulamayacağı düşünülmesi halinde tüm staj döneminin sosyal güvence ve maaş ödemeleri devlet veya Barolar Birliğinin üzerine bırakılacak şeklinde bir düzenleme yapılmalıdır.

Bu dönemde Türkiye Barolar Birliği tarafından stajyer avukatlardan bazılarına, ruhsat paraları, satılan baro pulları ve diğer gelirler sayesinde bir süre ödemesiz ve düşük faizli aylık ödeme şeklinde krediler verilmektedir. Barolar Birliği lütufta bulunuyor zannedilmesin ki az öncede söylediğim gibi bu krediler bir süre sonra geri istenilmekle ödenmediği takdirde daha yeni mesleğe başlamış avukatlar, para kazanmaya başlamadan mensup olduğu birlik tarafından icra tehdidine maruz bırakılmaktadır. Burada asıl olması gereken istisnasız olarak başvuru halinde staja başlayan her stajyer avukata staj yaptığı dönem içinde aylık olarak karşılıksız burs verilmesidir. Bu verilen bursların gelirleri zaten avukatlar tarafından baro pulu almak ve ruhsat masrafları şeklinde ikame edilmekte ise bursu alan stajyerde avukat olduğu zaman bu masraflarıyla zaten Barolar Birliğine katkıda bulunacaktır.

Gelelim dikenli yolların zorda olsa aşıldığı, yara bere içinde bitap düşmüş bir halde staj dönemini alnının akıyla bitiren stajyerin ruhsat başvurusuna; yukarıda belirttiğim gibi zaten omuzlarına büyük maddi külfet yüklenen stajyerden bağlı bulunduğu barolardan yine aramıza hoş geldin ancak şu kadar para verirsen bu kapıdan içeri girersin dercesine fahiş miktarda ruhsat parası alınmaktadır. Dedik ya; stajyer yemez, içmez, güneş enerjisi ile çalışır, muhakkak zenginde bir ailesi vardır nasılsa öder düşüncemiz var. Daha mesleğin başında ekonomik olarak zaten hiçbir güce sahip olmayan genç avukatlara böyle bir yükümlülük yüklenmemesi gerekmektedir. En azından yüklenecekse bile birkaç yıl sonra olmak kaydıyla alınması yönünde kanun anlamında düzenlemeler yapılması gerekmektedir.

Bütün yolları zorda olsa bir şekilde geçmeyi başaran genç avukatlar ekonomik kaygıyla bu mesleğe başlamaktadırlar. Ekonomik kaygı, yapılan işin kalitesini aşağılara çekerek bir hukukçu olmaktan ziyade tüccar gözüyle bakılmasına sebep olmaktadır. Yine kanun anlamında düzenlemeler yapılarak Hastane ve bazı kamu kuruluşlarında olan bir sistem olan döner sermaye sistemine benzer bir yöntemin literatürümüze girmesi gerekmektedir. Buna kaynak sağlamak üzere baroya kayıtlı her avukatın yaptığı işten yüzdelik bir kısmının kanuni zorunluluk olarak baroya aktarması şeklinde bir havuz oluşturularak, o havuzdan her baro üyesine eşit şekilde ödeme yapılması gerekmektedir. Bu yönde hem yeni başlayan avukatlar desteklenmiş olur hem de mesleki anlamda sağlam bir dayanışma kanunla sağlanmış olur.

Ekonomik kaygıların aşılmasının ardından işin diğer önemli bir boyutu olan Adliye kısmına geçmek gerekir. Öncelikle biz avukatların genel anlamda karşılaştığı en büyük sorunu; Yargı mensubu ve yargı çalışanları (Hakim, savcı, Cumhuriyet Başsavcılıkları, Mahkeme, İcra Müdürlüğü, Ceza ve İnfaz Kurumları ile diğer adli birimlerde çalışan görevliler) ile yaşanılan iletişim sorunudur. Bu bağlamda bahse konu strateji taslağında “Yargı Profesyoneli” olarak tanımlanan avukatlar genel anlamda yargının ve adliyenin ayrılmaz bir parçasıdır. Öncelikle yargı mensubu ve yargı çalışanları tarafından bu durumun kabul edilmesi diğer bir manada hazmedilmesi gerekmektedir. Demek istediğim yukarılarda da bahsettiğim gibi öncelikle sistemin avukata karşı bakış açısı olumlu yönde değişmelidir, değiştirilmelidir.

Yargı Mensubu ve çalışanlarına verilecek eğitim seminerleri ile avukatında bu sistemin olmazsa olmaz olduğu kesin bir dille anlatılmalı, hoş görü ve diyalog zemini hazırlanmalıdır. Yapılacak düzenlemelerle avukatın hak ve yetkileri yeninden gözden geçirilerek “Savunmanın Kutsallığı” adına yasalar çerçevesinde geniş kapsamlı hak ve yetkiler verilmesi gerekmektedir. Sözde Avukatlık Kanunu, Avukatlık Ceza Kanunu olmaktan çıkarılmalıdır. Avukatın işini yasalar çerçevesinde rahat bir şekilde yapmasının önü açılmalıdır. Adalet Bakanlığı avukat hakkında yapılacak soruşturmalarda usuli anlamda izin vermekten vazgeçip, titizlikle yapılan incelemelerin ardından gerekli gereksiz her şikayete izin vermeyerek, avukatın onurunu düşünerek mesleğini ifa etmesini sağlamaya çalışmalıdır.

Savunma hakkının kısıtlanamayacağı ilkesi benimsenerek, dosya yükü ve işlerin çokluğu bahane edilmesine olanak bırakmayacak şekilde, savunma sırasında avukatın konuşmasına hem içerik hem de süre yönünden müdahale edilmemesi yönünde düzenlemelerle birlikte ( Mahkeme, Hakim ve Savcı sayısının arttırılması) Hakim ve Savcılara bu konuda yapılacak seminerlerle eğitim verilmelidir.

Silahların Eşitliği ilkesi doğrultusunda, mahkeme salonlarının düzenlenmesinde ya avukatta kürsüye çıkarılmalı ya da Savcı Avukatın hizasına indirilmelidir. Yine bu doğrultuda Yapılan mahkeme müzakereleri sırasında avukat nasıl dışarı çıkıyorsa savcıda dışarı çıkmalıdır. Aman canım ne olacak tarzı söylemler hukuk devleti karşısında aciz kalmalıdır. Bu sayede manevi bir baskıdan kurtulan savunma kendini daha iyi izah edebilecektir.

Gerçek manada anlatılmak istenilenlerin özünde, öncelikle karşılıklı olarak birbirini anlamak, bakış açısı ve hoşgörülü olmak yatıyor.

Biz avukatların tek isteği öncelikle saygı görmek. Gösterdiğimiz saygının fazlasını değil karşılığını alabilmek. Yargının üvey evladı değil de ayrılmaz bir parçası gibi hissettirilmek. Oluşturulan hoşgörü ortamında değişimler ve reformlar kendiliğinden olacaktır.

Avukat
SÜLEYMAN TÜRK
ESKİŞEHİR BAROSU

YARARLANILAN KAYNAKLAR

 T.C. Adalet Bakanlığı Yargı Reformu Stratejisi (2009)

 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu

 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu

 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu

 İnternet Sözlüğü (www.turkcebilgi.com)

 Adalet ve Hukukla ilgili güzel sözler (internet)

Written by ST26_Admin